Köklenmek zor bugünlerde

Bu aralar hayat normal akışının dışına çıktı benim için.

8 Kasım’ı 9 Kasım’a bağlayan pazar gecesi, büyükbabamı kaybettik.

O, birine yük olacak diye ödü kopan, kendi işini bu seneye kadar hep kendi görmüş olan, etrafındaki tüm canlılara saygılı, kimseyi kırmayan (mesela kasaba ayıp olmasın diye yarım kilonun altında kıyma almazdı), ev kapısının anahtarı bozulduğunda evde havasız kalmaktan korkacak kadar evhamlı, o daha bir yaşındayken kurulan cumhuriyete sıkıca bağlı, bilgili, adil ve her durumda esprili biriydi.

Çok korktuğu ama bir o kadar da arzu ettiği şekilde, uykusunda sessizce ayrıldı aramızdan. Yine kimseye yük olmadan, sakince.

Onun ilk torunu ve sanıyorum ki torunları içinde de en kıymetli olandım. Onun gidişi tahminimden çok daha fazla sarstı beni. Çok gözyaşı döktüm. Döküyorum.

Köksüz kaldığımı hissediyorum şimdi.

Bu yüzden ayaklarım sürekli yere köklenmek istiyor. Bugünkü pratiğimde köklerimi bulamadığım için oradan oraya savruldum. Beni yerde tutan, içimde güven duygusu uyandıran bir parçamın gitmesi, bendeki köklenme gücünü de götürmüştü sanki. Bugün çok zorlandım ama devam ettim. Devam edeceğim.

Ve bu zor zamanımızda yanımızda olan herkesi kucaklıyorum.

En çok da büyükbabamı.

Advertisements

Yaşamaya devam!

1 haftayı geçti hastayım; nefes almakta zorlanıyorum, burnum-boğazım kaşınıyor ve kanepeden kalkmak istemiyorum. Burun damlasına ve ballı ıhlamura talim günler geçiriyorum.

Bu yetmezmiş gibi, ülkem için telaşlanıyorum. “Bu sefer farklı olacak” ümitlerimin yok olup gittiğini görmek üzüyor beni. Tek istediğim huzur içinde, medeni bir şekilde yaşamamız. Ama bunun git gide imkansız hale geldiğini görüyorum. Yakınlarımla konuşuyorum, herkes kendine göre bir çıkış yolu bulma çabasında.

Benim seçtiğim yol, olanı olduğu gibi kabullenmek. Durumu değiştiremiyorsam, bir şekilde ona adapte olmaya çalışmak. Ve bazı şeyleri azaltarak, yerine yenilerini ekleyerek devam etmek.

Mesela yogaya, kitap okumaya, film izlemeye, insanları sevmeye, gülümsemeye, işime gelmiyorsa dönüp gitmeye devam etmeye karar verdim. Evdeyken bir ses olmasını seviyorum; bu yüzden gündüz evdeyken mutlaka haber kanallarını izlerdim. Şimdi bunun yerine müzik dinlemeye karar verdim. Akşamları siyaset programlarından uzak durmaya, onun yerine ertelediğim yabancı dizileri izlemeye karar verdim. Daha çok gezmeye, kendimi beslemeye, kendi minik medeniyetimi yaratmaya karar verdim.

Bugün yoga hocam Vashistha’dan bahsetti. Vashistha, eylemlerimizin sonuçlarını bizlerin belirleyemediğimizi söylermiş. Mesela bir arkadaşımıza bir şeyi anlatmaya çalışıyoruz, günlerce haftalarca anlatıyoruz ama o anlamıyor. Sonra bir gün geliyor ve “ah anladım!” diyor. Vashistha bu noktada bunun bizim başarımızın olmadığını, arkadaşımızın konuyu bir noktada idrak ettiğini söylüyor. Veya bir poz için ne kadar çalışırsak çalışalım, hah tamam bir sonraki denemede başaracağım diyelim, bir şeyler kendini tamamlayınca poz ortaya çıkar diyor. Bana biraz kaderci bir öğreti gibi geldi ama içinde aynı zamanda çabalamak için motivasyon da barındırıyor.

Peki bugün olsa ne derdi Vashistha dedik derste, ve bunu araştırmaya koyulduk. Devam et derdi bize, yapmakta olduğun şeyi yapmaya devam et, yılma, çabala.

Öyle yapacağız biz de. Hayatı yaşamaya devam edeceğiz.

geçişler geçiştirmeye gelmez

Sabahın ilk saatlerini seviyorum. Gecenin gündüze döndüğü dakikaları, cırcır böceklerinin ya da kuşların ötmeye başlamasını. Gitme isteği yaratıyor bende bu saatler; atla arabaya, en yakın gişelerden çık, denize doğru yol al. Yolda soğuk kahve almayı unutma. Ayakları torpido üzerine koymak opsiyonel.

Bir de gündüzün geceye dönmeye başladığı saatler var ki onların yeri ayrı. Güneş tam batmadan önce, her şeyin havada asılı kaldığı dakikalar. Renklerin yalın olduğu, her şeyin berrak göründüğü anlar. “Dur” diyor sanki doğa bana, “yavaşla ve şu anın tadını çıkar”.

Yeni bir döneme geçiş ve o olayı nasıl algıladığımız önemli aslında. Gün sabaha dönerken enerjik, akşama dönerken sakin hissediyorum mesela kendimi. Yaz gelirken heyecanlanıyorum. Kışa girerken (bu aralar) motivasyonsuz oluyorum.

Yoga hareketleri arasındaki geçişlerde de farklı duygular uyanıyor bende. Bir akış içindeyken aynı hisle kalmak zor. Çok yorulduğumda, aşağı bakan köpeğe varmak için sabırsızlanıyorum mesela. Ya da arkaya eğilme hareketlerine doğru giderken çok keyifleniyorum. Ve bu hisleri keşfedebilmek için daha çok yoga yapıyorum 🙂

Geçişlerin önemli zamanlar olduğunu söylemişti yoga hocam. Sabahın akşama, akşamın sabaha, kışın bahara, baharın yaza döndüğü dönemler. Hatta meditasyon yapmanın çok daha etkili olduğundan bahsetmişti. Bir de bir geçiş olduğu için kapı kirişlerinde yapılan meditasyonun ruha daha iyi geldiğinden. Bense daha yolun çok başında olduğum için henüz bu kadar büyük bir farkındalık içinde değilim, ama çabalıyorum..

O zaman bu kadar çok geçiş demişken, pazarın pazartesiye geçişine çok yakışan bir şarkıyla bitireyim yazımı: a sunday smile / beirut