V for Vienna

Seyahat için uçak bileti bakmak ve almak beni hep heyecanlandırıyor. Hatta ucunda yolculuk olmasa bile ara ara uçak bileti sitelerinde dolaşıyorum; yalnızca seyahati değil, uçuşun kendisini bile düşünmek hoşuma gidiyor.

Ama sanırım en çok Viyana’ya bilet alırken heyecanlanıyorum. Heyecanımdan dönüş saatini yanlış aldığım bile oldu bir seferinde 🙂 Viyana’ya uçmayı sevmem için, Pınar’ın burada yaşıyor olması büyük etken tabii.

İlk Viyana biletimi, midemdeki kelebekleri uçuracak adamın orada yaşadığını bilmeden satın alıyorum; bunu farkettiğimizde, ben gittiğimde o orada olacak  diye seviniyoruz. Bu ilk uçuşun checkin’ini de, hayatıma çok sonraları girecek olan adamın o zamanki sevgilisinin yanına yapacağımı bilmiyorum; onunla da karnıyarık ve pilavımızı yerken müzeler üzerine sohbet ediyoruz.

Viyana’ya vardığım o akşam Pınar beni karşılıyor, valizi eve bıraktığımız gibi Cafe Europa‘ya götürüyor. Dışarıya bakan masalardan birine oturmuş beyaz şaraplarımızı içerken, “Bu çocuk beni neden aramıyor acaba?” diye düşünüyorum. Yıllar sonra aynı yerde bu sefer parmağımda alyansımla oturuyorum, sert kahveler içiyoruz. Bir yandan da hayatın karşıma çıkardığı işaretleri nasıl da görmezden geldiğimle ilgili hikayeler anlatıyorum Pınar’a.

Sabah kahvaltıları evde yapmayı seviyoruz, hatta bazen sabahın 5’inde bile kahvaltı yapıyoruz Webgasse’ye bakan pencerelerin önündeki masada. Ben siyah çay içiyorum, Pınar yeşil çay. Günün planını yapmadan önce Kelebek haberlerine bakıyoruz. Telaşsız.

IMG_5212.JPG

Günlerden cumartesiyse, Naschmarkt’a yürüyüp Deli‘de yapıyoruz kahvaltımızı; oradan bit pazarına geçiyoruz. Şanslıysam minik kadehler, fincanlar, yaka iğneleri alıyorum. Teneke kutularda gözüm kalıyor.

IMG_2872.jpg

img_5277

Canımız kahve istiyorsa, Café Sperl‘e gidip kahveyle apfelstudel yiyoruz. Phil‘e gidip kitaplara, defterlere, kartlara bakıyoruz; bir kahve daha içiyoruz. Phil, Viyana’da en sevdiğim cafe. Evet.

IMG_3056.jpg

Mariahilf üzerindeki dükkanlara girip çıkıyoruz. Belki Springfield’de tüm yaz üstümden çıkarmayacağım bir bikini daha bulurum diye umuyorum. Bik Bok tabelasını görünce birbirimize bakıp ergenler gibi gülüyoruz. Pınar Brandy Melville’i gösterip “Bak tam senlik şeyler var burada” diyor. “Neydi o benim 1 milyoncu dediğim yer? Heh Butlers’tı” derken Pınar’ın beni kınayan bakışlarını hissediyorum üzerimde.

Karnımız acıkınca Vapiano‘da yiyoruz. Karbonhidrat almak lazım.

Ardından Kirchengasse’ye dalıp Herr und Frau Klein‘dan yeğenler için, Flying Tiger’dan da kendimiz için alışveriş yapıyoruz. Tamam tamam, buradan da yeğenlere bir şeyler alıyoruz.. Yorulup Le Troquet‘de bir kahve daha içiyoruz.

IMG_2876.jpg

figar‘da uslu uslu akşam yemeğimizi yedikten sonra, tatlılara bakmak için tekrardan menüyü isterken, “Aslında bir bira içebiliriz.” cümlesi ilk kimin ağzından çıkıyor, hatırlamıyoruz. Kleines Café‘ye geçip Jesse ve Céline’in şerefine şaraplarımızı tokuşturuyoruz. Gece, Wes Anderson’ın dekore ettiğini sandığım Miranda‘nın kokteylleriyle bitiyor.

2017-01-28-PHOTO-00012295.jpg

Pınarlayken, güne başlamak için acele etmiyoruz. Pazar gününü Viyana Teknik Müzesi‘ni gezmek için kullanıyoruz. Pedal çevirerek elektrik, güneşin yönünü ayarlayıp güneş enerjisi üretiyoruz. Elektrik devreleriyle oynayıp eski iletişim ve taşıma araçlarına bakıyoruz.

img_2897img_2898

Sanat müzelerine girmek içinse hafta içini tercih ediyoruz. Evden çıkınca yolumuzu biraz uzatıp Secession binasını görüp oradan MuseumsQuartier (MQ)’e gidiyoruz.

Pınar’a yazdığım notları hatırlıyorum: *Pınar ayakkabılarını hep ters çıkarıp koyar. *Paramın yarısından fazlasını kırtasiyeye harcamışım bu hafta. *Pınar’ın buzdolabında beyaz şarap bulunur. *Egon Schiele’de beni rahatsız eden bir şeyler var.

Gustav Klimt tablolarını görmek için girdiğim Leopold Museum‘da Egon Schiele’yle karşılaştığımda aklımdan geçirmiştim bunu. Ardından İstanbul’a döndüğümde kendimi “Schiele özlenir mi ki?” derken bulmuştum. Şimdiyse “Schiele bünyede bağımlılık yaratır.” diyorum.

SchieleWoman.jpg

Egon Shiele – Seated Woman with Bent Knee

Leopold’dan çıkıp hemen yanındaki MUMOK‘a giriyoruz. Yeni gelen koleksiyonların yanında Andy Warhol, Pablo Picasso ve Roy Lichtenstein’e de selam ediyoruz. Shop’a uğramadan çıkmıyoruz. Dışarıda hava güzelse, bahçede oturup dinleniyoruz. Bazı akşamlar bu meydanda partiler oluyor, en yakın zamandakine gelelim diyerek MQ’dan çıkıyoruz.

IMG_2835.jpg

Karşımızda kocaman ve iki mükemmel bina. Biri, önünde dokunduğunuz zaman şans getirdiğine inanılan küçük bir fil heykeli bulunan Sanat Tarihi Müzesi; diğeri, içinde dinazorlar replikalarının olduğu Doğa Tarihi Müzesi. Biz Sanat Tarihi Müzesi’ne giriyoruz; 15, 16 ve 17. yüzyılda yapılmış erkeğini boğan kadınlar, çıplak çıplak dolaşan Adem ve Havva yorumlarını görmek istiyoruz çünkü. Aynı zamanda Pieter Brueghel’in Turmbau zu Babel (Babil Kulesi) ve Kinderspiele (Çocukların Oyunları) tabloları da bu müzede.

0228

Lucas Cranach – Judith with The Head of Holofernes

Aylardan aralık, dönemlerden Christmassa ve dışarıda kar yağmaya başlamışsa, Giuseppe Arcimboldo’nun Summer’ını görmeden atıyoruz kendimizi müzeden dışarı. İki müze arası kurulan Christmas marketlerini geziyoruz, tabii ki elimizde Weihnachtspunsch’larımızla.

IMG_1488.JPG

Ardından Parlamento binasının önünden geçerek Rathausplatz‘a gidiyoruz; en büyük Christmas market burada kuruluyor. Aslında bu bölgede hep bir aktivite oluyor; dünya kupası heyecanı burada yaşanıyor, kurulan dev ekrandan Eurovision izleniyor.

FullSizeRender.jpg

IMG_2795.jpg

Volksgarden’ın içinden geçiyoruz. Bazen ördekleri izlemek için duruyoruz. Buradan Hofburg Sarayı’na gidiyoruz, at kokuları eşliğinde Michaelerplatz’dan geçip Kohlmarkt Caddesi’ne giriyoruz. Demel‘in vitrin tasarımlarına bakıp içerde de bir tur atıp çıkıyoruz çünkü çikolata fiyatları gerçekten pahalı. Baya lüks markaların olduğu bu caddede garip bir şekilde Nordsee ise tüm alakasızlığıyla duruyor, mağrur duruşuna saygı gösterip yürüyoruz. Caddenin sonunda ise Julius Meinl dükkanı var; çaylar, kahveler, çikolatalar, baharatlar her şey hey şey beni benden alıyor ve genelde paramın bir bölümünü burada bırakıp çıkıyorum 😦

Buranın arka tarafında Viyana’nın en eski irish pub’ı var: Bockshorn. Eskiden olsa biraları burada içerdik ama içeride de sigara içildiği için artık rahatsız oluyoruz.

Geliyoruz bizi Stephan Katedrali‘ne çıkaracak olan Graben Caddesi’ne. Burada da tanıdık mağazalar, souvenir shoplar ve kafeler var (En ünlüsü Dorotheergasse’deki Hawelka). Bu caddeye Christmas zamanı takılan avizelerin ışıklarını görmek için mutlaka gece geçilmesi gerekiyor.

IMG_1457.JPG

Bizim buradan geçme amacımızsa Bäckerstrasse’deki Filgmüller‘e gitmek. Hafta içi rezervasyonsuz gittiğimizde birazcık sıra bekliyoruz; hafta sonu gideceksek mutlaka rezervasyon yaptırıyoruz. Her zamanki gibi şinitzel, patates salatası ve beyaz şarap sipariş ediyoruz. Ve her zamanki gibi yerimizden kalkmaya zorlanacak kadar midemizi dolduruyoruz. Eve tabii ki yürüyerek dönüyoruz.

IMG_2855.jpg

Ertesi gün, hava güzelse Belvedere Müzesi‘nde Klimt’e veya Albertina Müzesi‘nde Picasso’ya doymak yerine Schönbrunn Sarayı‘nın bahçesinde yürümeyi tercih ediyoruz. Yorulunca Schwarzenberg’de oturup kahve içiyoruz.

309697_10150366018437600_2114626037_n.jpg

IMG_4859.JPG

Akşamüstü drinkini 25hours Hotel’de alıyoruz. “Come as you are” diyerek karşılıyor otel bizi. Tuvaletinden aldığım free kartpostalsa hep kitaplarımın arasında bana Viyana’yı hatırlatıyor.

IMG_3053.jpg

Akşam Pizzeria Disco Volante‘te pizzaları yiyip benim Viyana’da en sevdiğim yer olan Palmenhaus‘a gidiyoruz. Defterime “Viyana bu sefer çimlerinde uzanmama izin vermedi.” diye not aldığım günün ertesi sabahı bir şekilde kendimi Palmenhaus’un bahçesinde piknik yaparken bulduğumdan beri yeri ayrı… Yapımında çelik ve cam kullanılmış bu restoranın içinde ise yeşil bitkiler, kuşlar; yan tarafında da kelebek müzesi bulunuyor. Açıkçası burada prosecco içmeden Viyana’ya geldim demeyi sevmiyorum.

img_3006img_2865

Ne oldu o kelebekler uçuran adama, uçaktaki kızın sevgilisine diye sorarsanız, venüs retrosunda bile ortaya çıkmıyorlar. Herkes halinden memnun.

Benim kafamdaysa hep Viyana’ya tekrar gitme yolları.

“Baby, you are gonna miss that plane.” – Before Sunset, Closing Scene.

Advertisements